Uniqularine |
dinlediğim melodilerin içinde ve insanların gözlerinde okuyorum geleceğimi...hayallerle dans edebilecek kadar uzaklaşmak gerekiyor bazen |
:D tecrübe ile sabit
(via hudizzle)
Bu bir geri dönüş yazısıdır. Uniqularine kimlik arayışına devam ederken, geçmişi sorgulamaya devam etti. Bu o kadar uzun sürdü ki belki de tekrar hayal kurabilecek kıvama geri dönmeyi bekledi sadece. Pat diye konuya girdim evet, çünkü bu “pat” aslında herşeyin kamafama “dank” etmesi. saçma mı, garip mi ilginç mi ya da hiç biri mi??? belki de değil. “pat”diye cümleye girip , herşeyin kafama “dank” etmesinden sonra “gong” sesini duydum adeta. Küçük fikir karıncaları bana zamanı yok ettirdi. kendi beynimi yerken buldum arka çöplükte. Zaman harekete geçme zamanıydı. garip bir sosyolojik deney yarattım kendime, tüneller var içinde. bu tünellerin hangisine geçiş yapacağımı seçiyorum o kadar. benimkisi garip bir gözlem olacak yine, gerçeklikten kopuk ama eğlenceli.
…Özge… 26 Eylül 2010 (00:00)
Bazen hiçbirşeyi sözcüklere dökemezken, bir “nasılsın” a daha cevap veremedim. O sözcükler bugün senden geldi : “Başkaları bizi kalın iplerle bağlıyor..Nefes alamıyoruz bile düğümlerden..Son bir şans olarakta elimize paslı bir bıçak veriyorlar..Biz özgür kalırken kendimizi kanatıyoruz..Bir yandan özgür kalırken,bir yandan daha fazla kanıyoruz…Herşeye rağmen buruk bir gülümsemeyle dönüyoruz hayata..Daha çok susarak yürüyoruz yolları ve daha çok bilerek…Her yara iz bırakır tenimizde…Şimdi güneşi teninde hisset..Gözlerini gökyüzüne çevir ve gülümse..Yarın yeni bir gün.”
Salaşkırmızı’m, sana teşekkürü bir borç bilirim. Kendi kendime yetemiyorum bazen. Bu belki de iyi bişeydir. Bu bulantılar(akıl fikir bulantısı diyorum ben bunlara) tabii ki günlük yaşamı etkilemiyor, ama sistemimizden dışarı atamadığımızda insanlar bizi daha da boğmaya başlıyor.İşte bu nedenle saçama sapan da olsa en nihayetinde insanca şeyler bunlar diyerek aklımda ne varsa yazıyorum buraya. Ve evet, şu anda ben olmak istediğim yerdeyim, hayallerimin sonu yok…Aslında anlık kaoslar yaşıyoruz, insanlarla ilgili olmuyor bunlar çoğu zaman. Biz kendimizle boğuşmayı sevenlerdeniz. Hiç bir derdimiz olmadığını bilsek bile kimi zaman bencillikten alıkoyamıyoruz kendimizi. Sanırım artık bu bencilliğe bir son vermeli…Bazen bu paradoksun içinde kayboluıp gidiyorum. Bu tıpkı Mirkelam’ın şarkısında üzüldüğüne üzülmesi gibi bişey =) Sonra komik geliyor tabi bütün bunlar…”Amaaan Özge en iyisi sen git bi çay koy kendine” derken buluyorum kendimi=) Bu paradokslar ya da abuk sabuk kuruntularım olmasa sanırım bu kadar eğlenemezdim kendimle. Sen ve ben kimi zaman kendimizi insanları suçlarken de yakalıyoruz elbet, ama sonra bunu da bir kenara atıverdiğimiz oluyor(zamanla işte ama oluyor sonuçta=)) Aslında o özgürlüğe ulaştığımız noktada “kanamak” az da olsa hoşumuza gidiyor, ama dozu arttırıldığında işte o zaman çaresiz kalıyoruz. Ben şahsen yeni başlayan günü severim, sabahın köründe şehrin uyanışına tanık olursun. Seninle birlikte dünya da değişir. Ama şunu farkettim Salaşkırmızı, Clemence’im=) Yarının yeni bir gün olduğunu senden duymak, iç sesimden duymaktan çok daha iyi geldi bana. Sanki sen o iç dünyamda dünkü yeşil elbisen ve o mükemmel kızıl/turuncu saçlarınla bir bankta oturmuş beni izliyormuşsun gibi geldi. Sanki oradaymışsın da zaten sana birşey anlatmaya gerek yokmuş gibi…Bu bana ilk kez oldu, daha önce kimse orayı bu kadar net görememişti…İyi ki varsın=) Ve evet unutma, yarın senin için de yeni bir gün;) Tadını çıkar…Ben öyle yapacağım…=)
14 Eylül 2010 (23:54)
Bazı bazı anlar geliyor, neye bulaştığımı bilmeden içimdeki sıkıntıya kulak veriyorum. Sanki konuşmak her seferinde iyi bir çözüm olabilirmiş gibi geliyor, ama daha çok batıyorum konuştukça. Sorun doğru düzgün konuşamamam değil, tam tersine empati yaptığımı sanırken hep o iyi niyeti içimde tutmak oluyor niyeyse.Oysa ki herkes o “iyi niyet” penceresinden bakmıyor insanlara. Belki hata, belki de değil ama bir kez daha bu empatiyle durumu çözme işini denemeye çalışcam…Sonucu kötü olsa bile gayet deneysel amaçlı bu seferki.Zarar ziyan gelse bile kimin umrunda?? Bakalım hayat bana hangi dersi verecek?? Merakla bekliyoruz:D:D
11-12 Eylül 2010 (00:46)
5 Eylül 2010 böyle geçti… In Flames’in “Everdying”(bayaaa eski) parçasının sonundaki akustik kısmı kestim ve akşama kadar bunu(yani onu) dinledim. İyi de oldu ………..
Niye, neden, niçin dönüşemedim ben?? Çok yaklaşmıştım zafere…Öyle ki, Maria Taylor’un “A Good Start” şarkısını dinleyerek gecenin köründe dans etmeye hazırdım. Ama bir türlü yapamıyorum. Zaman sıkıcı olmaya başladı. Zamanı düşünmek zamandan daha sıkıcı değilmiş gibi bir de çalar saat olarak yaşımımı sürdürmeye devam ediyorum. Sürekli nedenini bilmeden bir şeyler için geri sayan ben ve ne zaman o gürültülü tepkiyi vereceğimi bilmeden patlamaya hazır bir bomba gibiyim. Ama patlamayacağım…Ertelenip duracağım… İşte bu yüzden çalar saat gibiyim dedim. Taa ki uyuyanlar saati kapatıp o derin uykularına dalana kadar ertelemeye devam edecekler bu saati. Benim elimde kalan tek şey ise, alarm sesi olarak ayarladıkları o güzelim melodiler olacak. Kim bilir, belki de o melodileri ya da mevzu bahiste geçen şarkıları bir daha hiç dinleyemeyeceğim. Artık geri saymanın bi anlamı kalmadı seni gerizekalı, hala anlayamıyor musun!!! Uyan…Kalk git evine…Yok yok, ışıkları açmalı…Eğer kuzeyde biyerleysen perdeleri de açabilirsin, hiç farketmez. Yeter ki farket artık…Düşünme, dinleme kendini bu kadar, evden dışarı çık, nefes almaya devam et…Dönüşmek bu kadar zor olmamalı…
5 Eylül 2010 (23:52)
Bu saatte mi? Yalan bunlar yea. 05:05 ha :D evet, pembe gözlükler işe yaramaya başladı. Yoksa gecenin bu saatinde hazır olda niye beklenir ki?...
Çok sinir bozucu bi durum yanlış olduğunu bile bile o yoldan yürümek. Yürüyorum çünkü ayaklarım başka yöne gitmeyi kabul etmiyo. Galiba mantığım...